29 Haziran 2012 Cuma

ANILARIM CANLANDI



YÜKSEL ERİŞ


ANILARIM CANLANDI

Yıllar geçti o kadar çok oldu ki(sanıyorum 1971 yılıydı ) hatırlamakta bazen zorlanıyorum Karşımızdaki güçler demek ki bizden daha dikkatli daha kinci ve de işi hala sağlama bağlamak istiyor.

Dedim ya yıllar önceydi Ağabeyim Yüksel ERİŞ Ankara gazi eğitimi üniversitesinde Müzik eğitimi alıyordu ikinci senesiydi
ayni bölüm ve sınıf arkadaşları olan ama hepside zımba gibi devrimcilerdi Yüksel , Hüseyin,Hidayet abi ve Hatice, Dilber ve de Ayşe, Bacılar toplaşıp köyümüze (Hoşköy) e geldiler
Geldikleri gün daha köyde bir hareketlenme baş gösterdi Baba evimiz Deniz kenarında idi orada annemler ile ailecek kalıyorduk bir evimizde Çınar mahallesinde idi Gelen misafirleriyle Çınar mahallesinde kalacaklarını söylemişti ağabeyim. Önce annem itiraz edecek oldu hiç olurmu kızlı erkekli bir evde yalnız kalınır mı diye ama ağabeyim anne ben ablamlar la bu evde yalnız kalamam mı ki bu arkadaşlarımla kalamayayım sakın bir daha bu tür hoş olmayan bizi tarif etmeyen konuşmayı duymayayım.
 Bu kızlar yani bizler kardeşiz hem de kan bağı ile bağlıyız birbirimize ölüme kadar birlikte olan kardeşlerim bunlar dedi .
Hep derim ya Yükselin lafı bizim için altından çok daha çok kıymetli idi biliyoruz ki Yüksel asla yanlış yapmaz ve söylediği her şey doğrudur bu anlamda annem hemen kaş göz işareti ile ablama işaret etti ve akşama kadar ev temizlenip hazırlandı.
Annem ikna olmuştu ama Beni de aklı sıra onların yanlarına ahlak bekçisi koymak şartıylaydı . Komşular laf gezdirmeye başlamış mahallemize komünistler gelmiş hem de erkek kadın bir arada kalacaklarmış diye.
Yüksel ağabeyim çok güzel keman ve gitar çalar Hüseyin abi Keman ve saz çalardı kızlarda def ve labutlara benzeyen şıngır şıngır sesler çıkaran aletler getirmişlerdi.
Önce annem babam geldi tabi ablamlar da, hoş sohbetler edildi gelen misafirlerimizin memleketleri ,anne babaları soruldu yani ailem gelen misafirlerimizi her ne kadar ağabeyim anlattıysa da yinede bir sınayıp tanımak istediler.
Gelenlerin çoğu doğulu idi denizsiz memleketten gelmişler arkadaşlarının köyünü Trakyayı tanımak istemişlerdi. Annem babam bu dostlukların güzelliğine misafirlerimizin samimiyetine ikna olmuş artık şakalaşmalara gülüşmelere dönmüştü sohbetimiz.
Meraklı komşuların o gece acaba neler olacak merakıyla kulakları ev deydi ,
Köyün gece bekçileri de mahallede sabahlamışlardı Devrimcileri fazlası ile tanımadıkları için bu devrimcilerin ahlakını bilmediklerinden herkesi kendileri gibi bildiklerinden Bizlerin içkiler içip sabaha kadar naralar atacağımızı şişeleri öteye beriye savuracağımızı sanmalarından kulakları hep bizim evdeydi .
Evimizin üst katı salon ve iki odalı idi. Sağdaki oda kızlara ayrılmış soldaki de biz erkeklere hazırlandı
Hepimiz salonda toplaşmıştık annemler kalkmak üzere idiler ki Hüseyin ağabeyim kemanı ile güzel bir Rumeli türküsü çalmış babamın gönlünü fethetmişti. Babam bizim çocuklarımız helal sütle beslendi asla yanlış yapmazlar aksini düşünen köyde beni karşısında bulur hadi gençler size iyi uykular ha unutmayın yarın bağa gideceğiz üzüm toplamaya dedi ve annemler çıktı gittiler.
Arkadaşlar Yüksel ağabeyime dönerek çok iyi bir ailen var keşke hep burada olsak dediler biraz şakalaşmalardan sonra yatma kararı çıktı mutlu bir şekilde yattık .
Sabah denizin iyot Tekirdağlarının kekik, iğde ve ıhlamur kokuları altında yeni günümüze başladık. Köyde kır işi sabah 06.00 da başlar nedeni saat 10 gibi güneş tepeye çıkar ve insan çalışamaz hale gelir o nedenle dir ki saat 10.00 da kır işi bitirilir. Bizlerde öyle yapmıştık kimimiz üzüm bağından yaprak topladık, kimimiz üzümleri kesip babamın önüne getirdik ” bilen var mı bilmiyorum ama” toplanan üzümler özenle sandıklara dizilir bir sıra üzüm bir sıra üzüm yaprağı olur 4. Katta sandığın ağzı parlak kağıtlarla kapanır çapraz vaziyette kınnap ipi dediğimiz bir tür iple sıkıca bağlanır sandıkların üzerine meyve halindeki kabzımalın adı numarası renkli kalemle yazılırdı bu iş babamın işiydi ve babam bu işin ustasıydı .
Misafirlerimizin köydeki ilk günüydü yorulmuşlardı ama çok mutluydular eskiler bilirler devrimci öğrenciler köylülerden gelen yardım talebine koşar onlarla beraber imece usulü çalışır hasadı kaldırır okullarına dönerlerdi ayrıca bu devrimcilerin köylüyle sıkı diyoloğu idi ki bu hareketler sosyalist gençliğe köylünün sempati ile yaklaşmasına güven duymasına neden oluyordu.
Bizim misafir arkadaşlarda bu çalışmayı bu anlamda manidar buluyorlardı.
Annem babam kırdaki malzemeyi toparlayana kadar arkadaşlarla birlikte bağdan 150 metre ilerideki sahile ulaşmış kendimizi denizin ılık sularına salmıştık .
hava çok sıcak olduğundan denizin kenarda hiç oturamadık birkaç kere denize girip çıktıktan sonra hemen eve geçtik herkes duş alıp işler bitene kadar saat 13.00 olmuştu .
Çok güzel deniz sahilimiz ve de çınarların boydan boya inci gibi dizilen sahilde o ağaçların altında çay bahçelerimiz var püfür püfür esen yelin altında yemek yemek ve çay içmek üzere Kahvaltılıklarımızı “zeytin,, Peynir, domates , salatalık ,kekikli hakiki köy zeytin yağı ve özellikle ağabeyimin olmazsa olmazı taze sarımsaklar” alınıp bir çay bahçesine çöktük. Yemeğin pirzola veya havyar olması değil bu kahvaltılıkların tadının asla bulunamayacağı bir lezzetle yemeğimizi bitirdik.
Hapishanelerde yaptığımız gibi köyde de günlük iş ve çalışma programı yapmıştık.
Saat 15 ten 17.00 ye okuma saati, 17.30 dan 20.00 ye kadar yemek yapmak ,yemek ve bulaşık saatimizdi 20.00 den sonrası hem kendimizi eğlendirmek hem köylünün bize olan korku dolu ürkek bakışlarını sempatiye çevirmek güvenlerini sağlama saatimizde .
Her şeye harfiyen uyuyorduk .
Yemek sonrası Hidayet abim sazını eline aldı mahalleden duyulabilecek şekilde “Aman ormancı canım ormancı” Şarkısını çalmaya başladı. Bu şarkı bizim yöremizde çok sevilen bir şarkıydı.
Mahallenin en meraklı ve bir söyle bütün köyde işit komşusu kapıyı çaldı . Camdan gördüm ve arkadaşlara işte size sınav dedim ya iyi bir intiba bırakıp çok sevileceğiz yada yarın taşlanacağız iş size düşer dedim .
Hidayet istifini bozmadan şarkıya devam etti komşu içeriye girdi gençler hoş gelmişsiniz nasılsınız kimlersiniz nereden geldiniz diyecem de bu şarkıyı kesmek istemem bitsin sonra konuşalım dedi. Şarkı bitti gençler teyzemizin elini tek tek öptü hürmet gösterdi Dilber abla gelen komşu teyzenin yaşını sordu teyze 73 dedi dilber abla aaa inanmam ne kadar düzgün cildin var maşallah hiç göstermiyorsun bastığın yarden su çıkar deyince bizim teze gevşedi bir hoşuna gitti ki görme, derken herkes ailesinden memleketinden söz etti komşu çok memnundu gençlerden arkadaş havası almıştı bir defa.
Sen ne güzel saz çalıyorsun dedi hidayet abiye bana “Kırmızı gülün ali var “ şarkısını çalabilirmisin dedi .
Ağabeyim Yüksel çıktı öne ben çalayım teyzem olur mu bu bizim yöre şarkımız Rumeli şarkısı dedi ve kemanı aldı eline bir çaldı ki sanki keman dile geldi ağladı kemen,
kemanla beraber bizim teyzede ağladı .
Teyze üzerinde müthiş bir etki bırakmıştık mutlu bir şekilde yolcu etmiştik bizler
ondan sonra sazlar lar eşliğinde marşlara geçtik .
Ertesi gece geçen gecenin semeresini gördük.
Daha yemekten kalkmamıştık mahalle insanları yavaş yavaş kapıyı çalmaya başladılar
daha ikinci geceydi ve bizim ev 20 kişi oldu ama gelen insanlar ellerinde birşeylerle geliyorlardı kimi meyve, kimi yemek, kimide çay demleyip getiriyordu güzel sohbetler ediyorduk kızların erkeklerle arkadaş olup birlikte yaşaya bileceğinden, gençleri okumaya teşvik etmeye , okula gidenlerin gelecekte ne olması gerektiğinden, hasadın satıla bilmesine hatta kooperatifleşmeye kadar her konu konuşulur olmuştu ama her gecenin mutlak olmasa olmazı birlikte şarkılar söylemek ti.
Sabah yine bağ bozumuna gittik ve yine iş dönüşü denize girdik bugün hava biraz esiyor güneş kendini fazla hissettiremiyordu.
Ama biz deniz kenarında büyüyen ler iyi biliriz ki esintili güneş çok sıcak havadan daha fazla cildi yakar ama havanın serinliğinden kişi bunu fark edemezdi işte bugün deniz kenarında güneşlenmek amacı ile uzanan bayan arkadaşlarımız haşlanmıştı özellikle beyaz tenli olan ayşe nin kol ve bacakları su toplamıştı gece uyuyamayacaklar dedi gelen bir komşu kızı ve evden yoğurt getirdi bunu sürersin yatmadan dedi. Bayan arkadaşların su toplayan yerlerine ve güneşten haşlanan her yerine yoğurt sürüldü ve ondan sonraki günler için deniz o arkadaşlarımıza zehir oldu daha da giremediler.
Mahallenin dışına taşmıştı sevgimiz köyün her yerinden okulları ile veya yapamadıkları derslerle ilgili konularda ve okul seçmeler için bilgi almaya gelen gençler ve aileleriyle doluyor gecelerimiz bizlere güven o kadar gelişmişti ki sanıyorum ağabeyim ve arkadaşlarının dönüşüne iki gün kala Şarköy “Kazamız” da jandarmanın köyümüze” Hoşköy” e gece baskın yapacağı haberini aldık.
Neden diye sorduk köyün ileri gelenlerinden Demokrat partili birinin bizim kominizim probagandası yaptığımızı, köylünün kafasını karıştırdığımıza dair jandarmaya şikayet etmiş neden buymuş.
Biz korktuğumuzdan değil ama biraz hareket olsun bilgimiz Dışında da akıllı ve güçlü olduğumuzu göstermek adına saklanmamız gerekiyor dedik
köyün gençleri bir bağ evi ayarladık içerisine oturabilecek hasır ve sedirler koyduk gaz lambası da var jandarma gidene kadar kalın orada gittiklerinde biz gelir haber veririz dediler.
Bir bilenin nezaretinde bağ evine gittik . Bu küçük olay bile bize halkıyla bütünleşmiş halkının desteğini arkasına almış bir kır gerilla havası vermişti .
Evet jandarma gelmiş bizleri aramış babama sormuşlar. Babam gençler gece bıldırcın avına gittiler deyip geçiştirirken komşular olaya müdahale etmişler neden arıyorsunuz çocukları birşeymi yaptılar diye sormuşlar, jandarmada sizlerin kafalarınızı bulandırıyorlar sizleri rahatsız edip sabahlara kadar içip bağırıyorlarmış şikayet var demiş .
Komşu onu söyleyenler halt etmiş her gece biz geldik yanlarına cingibi çocuklar hepimizin sorunlarıyla ilgilendiler çocuklarımızın derslerini yapıp bağda bahçede bize bile yardım ettiler bu gençler çok iyi asla rahatsız olmadık bilakis bizler çok memnunuz kendilerinden deyince şikayetin asılsız olması kanaatiyle jandarmalar geri dönmüş.
Köyün gençleri bağ evine gelip jandarmanın geri gittiğini şikayetin bir DP li tarafından yapıldığını ve komşular bunun yanlışlığına jandarmayı ikna ettiğini söylediler
Ama bizler bağ evinde çok güzel bir durumdaydık ,hem günün galibiyet gururu hem de köy gençliğinden birçok gencin bizim tarafımıza geçtiğini duyup Köye gelmenin ne kadar büyük bir kazanç olduğunun sabaha kadar kritiği ni yaptık.
Bu küçük provanın yarın devrimci mücadelede kullanıla bilecek bir yöntem olduğunun gururunu yaşadık.
Köye sabah döndük ve mahalleli bizi karşılayıp kucakladı bizler arkanızdayız sizler iyi gençlersiniz sizi hep bekleyeceğiz dediler.
Veda vakti gelmişti . Arkadaşlar valizlerini hazırladılar o gidişi şuan hatırlıyorum da sanki tüm köylünün çocukları okumaya gidiyormuş ta ahali onları yolcu etmeye gelmiş gibiydi müthiş bir kucaklaşma ve veday dı o
bende İstanbul dan izne gelmiştim benimde iznim dolmuştu Yüksel ağabeylerimden sonra bende geri dönüş yapmıştım. İki gün sonra köyden haberler aldık köyün bir kısım gençleri tüm elektirik direklerine ve köprülere Tek yol Devrim, Mahir Hüseyin Ulaş Yazılarıyla donatmışlar yine jandarma köye gelmiş ama yine kimseyi alamamıştı .
Yazımın başında da yazdım ya hatıralarım canlandı diye köye girerken daha o zaman yazılan bu sloganlar silikte olsa elektrik direklerinde okunuyor ve hala her gelişimde gece bekçileri bizleri kolluyor özel güvenliğimiz gibi peşimizde dolanıyorlar.
Babam vefat edeli 40 gün oldu o zaman dan buyana yeni geldim köyüme babamın cenazesine” sol yanım” dan sadece Hasan Balcıoğlu dostum vardı yanımda bir o gelmişti THKP-C Önderlerinden vede halk düşmanlarının korkulu rüyası Acilciler hareketinin liderinin Yüksel ERİŞ in babasının cenazesine Babamın naaşı evin önüne helalleşmeye getirildiğinde Köyün camisi imamı öyle bir konuşma yaptı ki bu vaaz ne babamın yaşamına ne kuranın kurallarına nede helallik alınmasına uygun bir konuşma değildi . İmam ister Müslüman, ister hıristiyan, ister ataist olun ama cenaze ile ilgili namaz mevlüt helalleşme vaaz vs neyse her kurala uymakla mükellefsiniz diye başlayan aklı sıra bizlere göz dağı veren uzunca bir konuşma yaptı beni ve hasan arkadaşı imama zıplamamak için zor zaptetiler babamın cenazesi olmasaydı gelenlerin babama hürmeten orada olduğu düşüncem olmasa idi imamı kendi anlayışımızın ışığında dövmek boynumuzun borcuydu da ayıp olurdu benim ve ailem adına .
Vaaz bitti arkadaşım Hasan Balcıoğlu imama yaklaşarak böyle bir konuşmanın yerimiydi burası , insanları tahrik ediyorsun Ölen kişi bu kasabanın en namuslu insanlarından, üstelik camii camaatinden biriydi ve bir sürü güzel yanı olan güzel bir insandı bunu anlatsana.
Dua et ki arkadaşımın babasının cenazesi elimiz kolumuz bağlı bir daha bu tip konuşma ve düşüncelerini Cuma hutbesinde yap, kimsenin başına iş açma çok biliyorsan gel bu konuyu senle istediğin dilde konuşalım dedi. İmam tebessüm edip kenara çekildi sonuçta babamı defin etmeye gelmiştik Ama tavır koymamız son derece güzel oldu. Çünkü bu konuşmaya cemaatte tepkiliydi.
İmamın bu konuşması asla kendi bilinci doğrultusunda değildi birileri bizim geçmişimizle ilgili bilgi vermiş köy halkının gözünde aklı sıra bizleri rencide etmeyi düşünmüşlerdi. Tabi imam tartışmaya yanaşmadı ve defin işlemi bittikten sonra sırra kadem bastı .
Yani dostlarım bizim Arkadaşlarımızın Ankara dan gelip köyde bir haftada köy halkında bıraktı olumlu etki tabiî ki karşı güçlerde bıraktığı korku ve kin hala tazeliğini köye gittiğimizde bizle beraber olmaya devam ediyor .

Yüksel ERİŞ i ve halkın yanında halkı için mücadele veren yoldaşlarımızı unutmadık UNUTTURMAYACAĞIZ

16 Haziran 2012 Cumartesi

HOŞ GELDİN MUZO KARDEŞİM









DOĞUM GÜNÜMÜZ  KUTLU OLSUN MUZAFFER OLÇA


Bugün günlerden 16/06/2012  Bir insan iki kere doğar mı ?
 evet doğar
Ben  16/06/1954 te doğmuşum  bugün dostlarım benim  doğum günümü kutladı
ama  içlerinde  öyle biri  vardı ki  bilhassa  telefonla aradı   ben geldim dost  Doğum günün kutlu olsun dedi.
 Bugün bana sesleneceğini hayal bile edemediğim  o nedenle   saol muzo  dedikten sonra beynimde şimşek çaktı aaaaa  muzo senmisin gerçekten senmisin dedim
çünkü inanamamıştım kendinden  büyük endişe ile haber bekliyor onun  ameliyatta olması nedeniyle  doğum günümde çocuklarıma kutlama bile yaptırmıyordum .
Muzaffer Olça  Öğrenci hareketleri içinde  yıllarca  mücadele  vermiş hani derler ya çakı  gibi ,zımba gibi  bir delikanlı ,yiğit mi yiğit  ele avuca  sığmaz bir yoldaştı hata  siyasi hareketler arası kavgada  HK liler tarafından göğsünden bıçaklanmış orada da Azrail e  çelme takıp  sıyrılmış  bir yiğittir .
10 gün önce  Ali fuat ile   telefon sohbetinde Baş dönmelerinden ve baş ağrılarından söz  etmiş  Ali fuat  endişe etmiş  derhal İstanbul a gelerek  Muzo arkadaşımızı  kontrole götürmüş
 Muzefferin beyninde bir ur tespit edilmiş derhal ameliyat denmiş A.fuat ın eli ayağına  dolanmış  hastahane hastahane dolaşarak  önce Muzoyu  Yeditepe Hastahanesine yatırmış
ardından ameliyat için gerekli  olan parayı (16 milyar ) liranın peşine  düşmüş.
Muzo nun hastalığını  duyan tüm eş dost hastaneye koştuk . Daruşşafaka lisesinden  eski bir okul arkadaşı masrafları  üstlenmesi ile 
14.06.2012 tarihinde Sabah ameliyata alınmış  8 saat  süren ameliyat sonrası Ali fuat  beni aradı gözümüz aydın Muz onun ameliyatı  çok başarılı  geçti muzo aramıza döndü ,  birazdan  yoğun bakıma alınacak dedi. Dünyalar benim olmuştu.
Ben Muzo bir hafta kendinden habersiz yoğun bakımda kalır diye düşünüp  pazartesi gider ziyaret ederim cevap veremese de sevgili dostumun yüzünün görürüm diye program yapmıştım ki
 bugün cumartesi ve ben  her zamanki gibi Gözaltında kayıplarımızı aramak üzere  Galatasaray dayken telefonum çaldı  
baktım muzaffer yazıyor  aklımın ucundan bile  muzo nun arayabileceği geçmediğinden buyur  kardaş dedim .
 Telefondaki ses bana
Doğum gününü yalnız kutlayacağını mı sandın ben geldim 
doğum günün kutlu olsun kardeşim dedi .
 O anda benim jeton düştü  elim ayağım karıştı  can dostum sen misin iyi misin dedim. Tüylerim diken diken oldu ve ben çok mutlu oldum. 
Evet bugün muzaffer kardeşimin ikinci hayatının da doğum günü  canım benim yol arkadaşım can dostum yoldaşım tekrar  hoş geldin .
Bazen her yazımda bulaşmıyacam dokunmayacam   ne halleri varsa görsünler diyorum da.
 THKP-C yi biz yaratık Acil demek ben demek diyenlere iki kelam etmeden geçemiyecem.
Lider olmak örgüt olmak  önemli değil  size inanlara ne kadar sahip çıktığınız önemli .
Kitapların hepsini yutsanız da  tüm bilgiler sizde de olsa  hiç önemli değil.
Acil in bir örgüt olarak bundan böyle tüm ihtişamı ile  tarin sayfalarında  yer almasını sağlamaya ve tarihe bir not düşmek üzere bir arada olan dostlar gurubu olarak bizler hergün büyüyoruz bizce insan olmak çok önemli.
Sizler bu konuda sınıfta   hep kaldınız  sizleri kınıyorum .
Ama  ali fuat işte adam gibi adam işte arkadaş  işte dost Evini ocağını bıraktı  maddi manevi her türlü desteğini  yoldaşına sahip çıkarak  sundu. Gerekirse hastane  çıkışı Muzoyu İzmir de  evimde  bakacam  yeterki kurtulsun demişti .
 Dost diye ben buna derim işte gözlerinden öpüyorum Ali fuat  hocam kocaman yüreğine sağlık.
Bizler bundan böyle bunu başarmak sahipsiz  dostlara sahip çıkmak adına bir arada olacaz.
Böbürlenerek kendini anlatanlar hep yalnız kalmaya devam edicek kendini kandırmaya  mahkum olacaklardır.

DOSTLUĞA YOLDAŞLIĞA BİN SELAM

28 Mayıs 2012 Pazartesi

BABAM VE DEV BONZAİ






DEV BONZAİ
(Bonzai, yaşayan ağaçlara duyulan saygıyı ve bu ağaçların yaşamasını konu alan bir sanattır.) 



Hani derler ya Dev bir çınardı benim babam : benim babam 1.52 boyunda  45 kg dı  Hayatı boyunca Beş erkek çocuğu iki kız çocuğu sahibi olan Dini bütün Allahına  günde beş vakit namaz kılan  Müslümanlıksa allahına kadar imansa yürek dolusuydu. Ama dünya fakiri bir adamdı.

Bu küçük dev adam Yunanistan dan (1926) mübadele döneminde 6.yaşındayken Selanik, Mayadağı,  Gevgeli den yola çıkmış bir zamanların köleleri gibi teknelere doldurulup nereye gidecekleri meçhul bir şekilde  yollarda  kardeşlerini kaybederek veya deniz boyunca hastalıklardan kırılarak  Türkiye ye getirilmiştir.

Trakya da Tekirdağ Şarköy ilçesinin Hoşköyüne bırakılmış  iki dönüm boş  dağ arazisi verilerek yerleştirilmiştir.

 Çocukluk ve gençlik dönemlerini kiremit hane ocaklarında amele olarak ve daha önce yerleşik köylü olan bağ bahçe sahiplerine ırgatlık yaparak evine katkı sunan babam Annemiz  KIYMET ile de bu vesileyle tanışmışlar.

Babam çok saygılı dürüst herkes tarafından çok sevilen biridir ve özellikle sesi son derece güzeldi  O dönemler dedeme ırgat olduğu dönemde söylediği şarkılarıyla annemin kalbini çalışı  neticesinde tanışmışlar.

Annemin babası  köyün sayılı zenginiymiş  ama baba tarafımın bir o kadar çok fakirmiş  Annemin babası babamların fakir oluşundan dolayı  evliliklerine fazlasıyla karşı çıkmaş  bunu bilen annem  babama  kaçmak suretiyle evlilikleri gerçekleşmiş.
Bu durum babamın  hayatına yeni bir boyut getirmiştir .

Anne tarafım babamları reddedip görüşmemeleri babamların hem çok fakir hem çok kalabalık olmaları ve annemin yaşının da çok küçük (1920 doğumlu babam 1926 doğumlu annem) yani evlendiğinde 14 yaşında olan annem babamın 5 kardeşine yengelikten çok annelik etmek dahil her türlü yükümlülüğü üzerine almak suretiyle hayatlarını birleştirmişler.
Annem o yılları şoyle anlatırdı:
Evliliklerinin hemen akabinde 2.paylaşım savaşı patlak vermiş ve dolaysı ile babam ve büyük amcam savaş nedeniyle askere alınmışlar. Babam beş yıl askerlik yapmış  2.paylaşım savaşı  dönemi Türkiye nin içerisinden geçtiği en zor günler olduğunu her daim anlatan annem o zamanlan un bulmak mümkün değildi mısır eker  mısırları öğütür  ekmek yapardık Dedem çok yaşlı, amcaların çocuk. İş yok aş yok, mal yok tuz alamazdık tuz ihtiyacımızı deniz suyunu ocakta buharlaştırıp sağlıyor Babaannem kırlara çıkar getirdiği her ottan yemek yapmanın yollarını arar bulurduk diyordu.

 En büyük ablamız babamız askerdeyken doğmuş ona süt lazım her otu yedim ki bebeğime  süt olsun diye anlatırdı  .Annemin babası annem kaçmak suretiyle evlendiği için affetmediğinden bir gram gıda yardımı yapmamış sefaletlerine  seyirci kalmış.

Babam askerden dönmüş  İşte babamın esas hayatı buradan sonra başlamıştır.
 Babamı askerlik dönüşü büyük yükümlülükler  bekliyordu bakılacak Yaşlı Baba ve anne, Beş küçük kardeş, eşi ve giderken göremediği ama geldiğinde Beş yaşına gelmiş bir kız çocuğu nun yaşamı bekliyordu babamı bunca  aile nüfusuna ırgatlıkla bakmak mümkün değildi .Araçların işlemediği o dönemlerde bağ bahçeden toplanan iğde ve zeytinleri Eşeğe yükleyip  50 km olan Tekirdağ a yürüyerek gidip  buğday veya giyecekleri takas yaparak değişip aynı yoları tekrar dönerek evinin ihtiyacını karşılamaya çalışmıştır. Köy yerleri malum bol çocuklu oluyor amaç bağda bahçede ırgata para vermeden kendi ev halkıyla çalışmak amaçlıydı bizim malımız da yoktu ama babamda modaya uymuş 7 çocuk sahibi olmuştu.
           
Babamın  mayasında Avrupalılık vardı babam çocuklarını ırgat yapmak için değil okutup kendi ayaklarının üzerin de durabilecek eğitimli  evlatlar  olmalarını istiyor ve  bizleri okumamız için teşvik ediyordu Büyük ablam Nermin de annem gibi kaçmak suretiyle evlenmişti ama babam  büyük babamız gibi  Nermin ablama gönül koymamış modern bir insan gibi ablamı bağrına basmış onun bu  gidişini affetmişti.


Ardından gelen  Gülşen ablamı  okutmak istemiş ama köy büyükleri kız çocuğu okur mu diye laflar edilince büyüklerine saygısızlık olmaması için ablamı orta ve yüksek okula  gönderememiş .

Arada bir abimiz (İdriz) vardı ki köylülük kurbanı olmuştur 4 yaşında idi babam bağa giderken eşeğin üzerine bindirmiş bir yılan  hayvanın önünden geçerken eşek sırtından atmış abimizi yere düşen abimizin bağırsakları dolanmış köyde sağlıkçı yok  geçer geçer diyerek  bekletilmiş ama bir zaman sonra ağrılar sızılar ve ardından abimizin ölümü gerçekleşmiş.

Ablamlar da istediği okumuşluğu yakalayamayan babam Ardından gelen Yüksel abim ize ümidini bağlamış onun okuyabilmesi için Bozcaada  gemlik vs gibi üzüm işiyle uğraşan illerimize gitmiş oralarda üzüm sandığı ustalığı yaparak hem evin geçimini hem abimiz Yüksel in okumasına katkı sağlamıştı . Yüksel çok iyi ve düşünceli bir kişilikti hem babamın fukaralığını biliyor hem kendisi (okuması) için babamın gayretlerini görüyor ona göre de sorumluluğunu yerine getiriyordu  kilo metrelerce yolu yürüyerek okuluna  hiç firesiz kar  kış sel e aldırmadan gider gelir, masraf olmasın diye  iki dilim köy ekmeği ve bir şişe ayran ile  öğün geçirerek babamın umutlarına sevinç katıyordu. Yükselin ardından ben geliyorum.


Abim orta okulu bitirip Edirne ilk öğretmen lisesini kazanınca evimizde neşe ve şenlik vardı  çok fakirdik ama çok umutlu ve onurluyduk köyümüzden bir öğretmen adayı ve evimizden öğretmen çıkacak babamın dilekleri yerin gelecekti. Bende ilk okulu bitirmiştim babam benimde okumamı istiyordu bende çok zekiydim ama  ben engelliydim abim gibi karda buzda dereleri selleri aşarak nahiyemize okumaya gidebilecek güçte değildim  çok diretsem o küçük dev adam yani babam biliyorum ki benim okumam içinde bir formül bulacak belki o kadar yolu beni sırtında götürüp getirmek suretiyle okutacaktı  abim gibi bende babamızın ne şartlarda ailemizi beslediğini biliyordum ve daha fazla okuma işinde direnmedim. O sıralarda Gülşen ablam bir vesile ile İstanbul da buzdolabı imalat ustası olan eniştemiz Veysel in komşumuza misafir gelmesi ile tanışmış işlerde oluruna varmış evlilikleri hasıl olmuştu bu durum benim için bir kader bir vesile olmuştu bende şansımı okumak yerine meslek edinmek hususunda kullanmaya karar verdim, aileme söyledim herkes uygun buldu ve ablamın gelin arabası İstanbul a gelirken beni ablamın yanında enişteme eşantiyon verdiler.
 Burada amaç babamı anlatmak olduğundan Benim küçük iken yaşadıklarımı, hastalıklarımı ve ailemin benim için harcadıkları maddi manevi meseleleri es geçiyorum.

Ben İstanbula geldim  iş olarak Konfeksiyon alanını seçtim engelli olmama rağmen bir iş ile uğraşmak beni hiç tatmin etmiyordu Konfeksiyoncuydum, JUDO sporcusuydum, Taekwondo sporuyla uğraşır milli hakemlik ve antrenörlük yapıyordum,  Sendikacılıktan kaynaklanan siyasi bir yapım vardı Sendika genel başkanlığı yapıyordum.

Benden sonraki kardeşim Faruk orta okulu köyde bitirmiş lise aşamasında onun küçüğü son kardeşimiz  Mesut ilk okulu bitirmişlerdi artık onların da bir şekilde köyden  çıkmaları gerekiyordu Yüksel abim kardeşlerimin okumasını  ama İstanbul da okumasını istiyordu evi kapatın İstanbula  gidin Hüseyin ide yanınıza alın birlikte olun  demişti.
 Edirne ilk öğretmen okulunu bitiren abim Ankara Gazi eğitimi kazanmış ailemiz üzerinde sözü kanundu ama herkesin ona olan hayranlığı ve saygısından geliyordu bu sözünün kanun oluşu.

Babam  abimin sözünü ikilemedi İstanbul a geldiler Feriköy de ev kiralandı Babam bir fırında işe başlamış kardeşlerim okullara kaydoldu Kardeşim Faruk Kabataş akşam ticareti bitirip iş hayatına atıldı muhasebeci oldu Kardeşim Mesut Şişli motor meslek lisesini bitirdi O sırada olaylar bir birini kovaladı babamın tüm arzu ve istekleri yerine gelmiş mutlu etmiştik ama ardından yaprak dökümü başlamıştı.


Abim gazi eğitim deyken tercih ettiği siyasi yapıyla tanışmış Türkiye halk kurtuluş partisi cephesi kurucusu olmuş Türkiye devriminin acil sorunları kitabını(TDAS) yazarak Türkiye gençliğine bir eser olarak bırakmış  Acilciler hareketinin lideri olarak Trabzon da bir eylem hazırlığı sırasında devrim şehidi olmuştur.
 Ben Kenan Evrenin  1980 Darbesinden nasibini almış Sendika genel başkanı olarak içeriye alındım,Kardeşim Faruk askere alınmış Küçük kardeşimiz okulda okulunu bitirmeye çalışıyordu , çalışıyordu diyorum zira ailemiz yine kıt kanaat geçinmeye  ve ailemizi bir arada tutmaya gayret ediyordu babamız .


Zaman akıp gidiyordu Benim davamda suç unsuru olmadığı için 2.5  yıl sonra ilk mahkememde beraat ettim Kardeşim  askerden gelmiş küçük kardeşim okulunu bitirmiş ama üst okul üniversiteye gidememişti aileye katkı gerektiği için Tekrar herkes işlere başlayınca biraz toparlanmıştık.

Önce Faruk sonra ben  daha sonrada Mesut u evlendirmiştik İstanbul da mülk sahibi olamadık ama  ailemizi bir arda tutmayı  babamız sayesinde başarmıştık.
 Babamız çok yorulmuştu bu küçük dev adam hayatta istediği istemediği her şeyi sayemizde yaşamış ,tatmıştı . Yukarıda belirtmiştim babam dini bütün kuranı İslam ı çok iyi bilen ve vecibelerini yerine getiren bir  insandı.

Babamın anlayışında saygısızlık olgusu.
Kişiye terbiyesizlik, büyüklerine hürmetsizlik,ve  komşularınla  kötü ilişkilerdi
 bunların dışında asla kişinin kendi tercihini  sorgulamaz, yargılamaz kimseyi kimseden üstün görmez ve asla renk, dil, din ayrılığını yapmaz ,yadırgamaz ve empoze etmezdi.

Babam köyün  imamıydı ama bizlerin içkisine karışmazdı  sadece aşırı olmaması için uyarır, dışarıda içeceğinizde  evinizde içmeniz   daha uygundur derdi. Büyük yanında sigara içmeyi saygısızlık olarak algılamaz ama sigaranın zararları nı  söyler  uyarır yinede  tercihi bizlere bırakırdı.

Din konusunda asla ısrarcı olmaz tercihlerimize müdahale etmez ama tüm bilgileri bir şekilde bizlere anlatırdı. Dinde kıyafeti  şalvarlı, takkeli, sakalı olarak değil çağdaş giyimi tercih ederdi.

Yani benim babam belki ulu boş bir çınar değildi ama davranışlarıyla, düşüncesiyle, hayatıyla, kişiliği ve etrafına  verdiği  pozitif duruşuyla çok  kaliteli bir bonzai  idi. 
Bizlerin çok renkli oluşumuz babamızın  bizim tercihlerimize göstermiş olduğu saygı ve hoşgörüsünde yatıyordu sanıyorum.

IŞIKLAR İÇİNDE UYU SEVGİLİ BABACIĞIM
YILDIZLAR IŞIĞIN OLSUN

14 Mayıs 2012 Pazartesi





AYNILAR AYNİ YERDE  
AYRILAR AYRI YERDE


Bir önceki yazımda Ahde vefa diye yazımı kaleme almıştım yazımda anlattığım konu daha önceleri ağabeyim sayesinde tanıdığım ve kendilerini siyasi büyüklerim olarak kabul ettiğim kişilere ağabey diye hitap etmem deki ifademin açıklamasıydı. Bu benim aldığım aile terbiyemin bir ifadesiydi. Ayrıca beni tanıyanlarda bilirler ben  Doğu sporlarıyla 30 yıl ilgilendim  Tae kwon do sporu ile Milli hakem ve antrenör olarak ilgilendim. Bu sporun özelliği de hem kendinden yaşça büyüklere hem de spora senden bir gün önce başlayana dahi saygıda kusur etmemek felsefesi idi.İşte ben bu anlayışla büyüdüm  eğer hataysa maalesef ben bu hatayı yapmaya devam edeceğim. Ama hata olmadığını  herkes gibi bende biliyorum burada hata varsa  hata ağabeyim dediğim kişilere ağabey demek değil onların bunları  hak etmediği çapı bu kişilere büyük gelmesi dir. Derler ya  kimseye hak etmediğinden fazlasını vermeyeceksin kapasitesini aşar  kendini bir b…. Sanır dev aynasında görür işte bizim ahd-e vefada böyle oldu.
 Hani biz insanı kullanır böyle atarız diyenler in maşası olan Cahit çelikte benim Engine  ERKİNER e ,Mihraç  URAL a ve kendisine Ağabey dememi tii ye almaya kalkmış  Engin de bunu bir yazısında başka türlü uyarlayarak
 madem sen Mihraç a Arap halkının acilci sin diyorsun,  Bana da dönek  (Acil den TKEP e  tkep ten Acile) diyor  Cahit e de yalaka borazancı başı diyorsun ?
Neden Mehmet Ağar ın  adamı  Mehmet Yavuz a ve Hasan Balcıoğluna bir şey demiyorsun demek istiyor.
            Önce şunu söylemek istiyorum. Ben Mehmet  Yavuz u hayatımda  hiç tanımadım   yazışmam dahi  olmadı bu anlamda kendisin e bir söz söyleme hakkı bulamıyorum ne yapıyor ne düşünüyorsa onu bağlıyor.
 Hasan Balcıoğluna gelince  Mihraç ta dolaylı yoldan uyarı mahiyetinde Engin in ağzı Cahit te direk olarak sorup beni ikaz veya tehdit ediyor. Senin bizlere küfür eden kişiyle ne bağın olur nasıl yan yana durursun diye
. Hatta  yalnız  onlarda  değil benimde birlikte olduğum arkadaşlarda Hasanla çatışanlar aynı çamuru sanada sıçratırlar mümkünse Hasandan uzak dur diyorlar. Ben herkese söylüyorum kimin kiminle konuşup dargın olduğu beni bağlamıyor  Önce ağabeyim Türkiye Halk  Kurtuluş partisi Cephesi Acilciler hareketin lideri Türkiye devriminin Acil Sorunları nın yazarlarından Yüksel ERİŞ e  ve bana  dokunmayan bizleri karalamayan zarar vermeyen hiç kimseyle kavgam  dargınlığım olmaz  benim dostlarımdan böyle düşünenler varsa da konu  o kişiyi bağlar ne zaman bize zarar verecek kelimeler sarf ederlerse ,yok sayarlarsa, karalar ve Unutulması için gayret sarf ederlerse işte o zaman benim dostluğum biter  Cahit Çelik te  olduğu gibi siler atarım .
Maalesef ben hasan arkadaştan  Yüksel ERİŞ  için bir kötü, çirkin ve yıpratıcı kelime duymadım.
Aksine Yüksel Eriş isminin layık olduğu şekilde anılması  Unutturulmaması için göstermiş olduğu gayreti görüyor bu anlamda Hasan Balcıoğlu na kardeşçe sarılıyorum .
Yazımın Başlığı “Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde demiştik. Mihraç Uralın tüm yazılarını dikkatle izliyorum Türk solu gibi ne zaman davranacak, konuşacak ve Hatay ın dışına ne zaman çıkacak diye bekler dururum sadece Mihraç mı  havarisi de ayni hiç fark yok tüm paylaşımlar Suriye ve arap kardeşliği üzerine sürüp gidiyor . Aynı şekilde Engin Erkin er  ve İbrahim yalçın ı da dikkatle okuyorum Kara miza, inkar ,küfür, karalama ,birilerini birilerine yandaş yapma ,borazancı yapma  kendi dedikleri gibi kullanıp kullanıp (mit sistemi) biz seni kullandık kullandık attık  yada bizden değilsen hain sin demeye devam ediyor, 
Ama haklılarda Acil hareketi bitmiştir (doğrudur böyle bir hareket kayıtlarda yok artık) deyip TKEP e geçişler sonra Suriye de çok para var onları neden onlar yiyor neden biz değil deyip tekrar Suriye de ki  acilci değil biziz Acilci demeler .
 Diğer tarafta Bizim bir araya gelip toplanan100-120 kişilik  arkadaş gurubumuz Evet Acil hareketi artık yoktur ama geçmişte biz bu Harekete yüreğiyle inancıyla liderlerine olan güveniyle kanını veren  canını veren  bedeller ödeyenler Yani Acil hareketinin varlığını tarihe not düşmek üzere bir araya gelenleriz. Lider olmak ben kurdum ben yaptım demekle olmaz lider olmak veya siyasi kardeş olmak bir birine iyi günde de kötü günde de sahip çıkmakla olur  biz örgüt  değiliz  ama kardeşiz ve Acil hareketi bitti diyerek  zorda  kalan kenarda köşede unutulmuş kardeşlerimizi bularak onlara  varsa maddi yoksa manevi olarak sahip çıkmak adına bir araya geliyoruz bizler İlkerlerin Yüksellerin ve ömürlerin kardeşiyiz  Yüksel İlker in kaybına  Ömür Yükselin kaybına tahammül edememiş örgüt kararına uymuş mücadelesini sürdürmüştür .
Sıra tahammül gösterenlere gelince  saf değiştirip sırra kadem basmıştır. Acil hareketi son bulmuş ama Bilmeyenler  duysun bizler kan kardeşten yakınız  ve geçmişte bu hareketin her neferi  olan her kardeşimiz yoldaşımız ben liderim diyenlerden daha çok hizmet etmiş bedel ödemiş uzuvlarını kaybetmiş ama asla önderlerini unutmamış.tır  Geçmişinden bir zerre kadar pişmanlık duymamıştır.
 Çünkü bilmiş ki Unutmak ve unutulmasını istemek HAİNLİKTİR ve
 Bilinmelidir ki AHDE VEFA  kişilere değil Tarihe sahip çıkmaktır. 

Yüksel ERİŞ








Seni Unutmak Unutturmak İHANETTİR
Unutmadık  Unutturmayacağız

24 Nisan 2012 Salı

Ahd-ı Vefa

·                                 3 Şubat 2012 Tarihinde İrfan Dayıoğlu’ nun 40 yıllık devrimci yaşamımın muhasebesi başlıklı  yazı dizisini okuduktan sonra kendisine bu yazıyı göndermiştim.
o                                                        Değerli hocam sevgili ağabeyim 40 yılımın hesabı başlıklı yazını çok beğendim işte şu ana kadar istediğimiz beklediğimiz yazı buydu tepede olduklarını sananlar seninde dediğin gibi hiçte ak kaşık olmadıkları ortadadır bunları söylediğimizde ille de birinin yanında olmakla suçlandık. Ben ve ailem asla kimsenin yanında değiliz bizler 22 Ocakta yükselin mezarı başında toplananlar bu dava uğruna kelle koltukta inancı uğruna mücadelesini sürdürmüş bunun neticesinde hapishanelerde zindanlarda bedellerini ödemiş ama ununu eleyip eleğini asmış kişiler bir inancı bir düşünceyi ve ideali tüm güzellikleriyle yaşadığı bilinciyle Şimdi bir sıla özlemi ve devam eden bu dostluklarin devamı anlayışıyla ömrümüz yetiğince bir araya gelip acısıyla tatlısıyla o güzel yıllarımızı yâd etmeye devam edeceğiz işte tamda bu noktada yapılması gereken ve senin yaptığını yaparak tarihe temiz anılar bırakarak gerektiğinde öz eleştiri gereğinde hesap vererek gelecek neslin yoluna ışık tutma görevimizi yerine getireceğiz Bu anlamda seni kutluyor büyüklüğünden dolayı önünde saygıyla eğiliyorum. Özellikle ben sendikacılığımın dışında örgütün hiçbir yerinde olmadım kimseyi tanımadım bir kez İbrahimi bir kerede engini tesadüfen tanıdım herkesin verdiği mücadeleye saygı duyuyorum. Beni ağabeyim kadar sevdiğim kişi kadar kimse yaralamadı Cahit ÇELİK beni Mihraç Ural in adamı yaptı. Suriye devriminin acil sorunlarıyla uğraşan Biz Türkiyeli Araplar bundan böyle size edeceklerimizi siz düşünün diye Türk halkına ve devrimcilerine tehdit savuran kişiyle benim asla işim olmadı olamaz ama insanlıkta maalesef ölmedi. Hatay gezimde saygı gördüm hürmet gördüm insanlık gördüm bunu da söylemekten asla geri durmam onur duyar anlatırım ben yüksel Eriş in kardeşiyim isterim ki bu kavgalar çirkinlikler son bulsun senin bu tarihle hesaplaşman diğerlerine ders olur onlarda tarihle yüzleşme cesaretini kendilerinde bulurlar
o                                                        Saygılar sevgilerimle
Sanıyorum bugünkü yazısı bu serinin sonuydu İrfan dayıoğlu kendisinin de dediği gibi kendi başına yaptıkları bir örgütün yapabileceklerinden daha fazla şeylerdi yani bu denli meziyetli ve inançlı insan bile birilerine birilerine omuz dayamak zorunda kalmış olmalıki kendi başına yapmış olduğu mücadelesini anlatabileceği bir blog veya sayfa açmak yerine başkalarının bloğunda kendini anlatmak ihtiyacı duymuş.  Kınamıyorum ama yadırgıyorum. Nedeni ise birinin himayesinde yapmış olduğun herhangi bir şey neticesinde istediğiniz kadar tarafsız olduğunuzu söyleyin eninde sonunda o kişiye teşekkür mahiyetinde bir övgü döşenmiş olursunuz ve dayıoğlu da bu güzel yazı dizisinin son yazısında bu ahtı vefayı küçük bir övgüyle gerçekleştirip teşekkürünü borç bilmiş. 

Kalemi bu kadar güçlü kişilikler kendi işlerini kendileri görebilirler diye düşünüyor ve kimseye borçlu kalmamak adına kendi bloglarını kurmalarını öneririm. Mihraç Ural kendisi hakkında söylenen her görüntü ve yazıyı derhal sayfalarına taşıyıp bundan yarar sağlamayı görev bildiği gibi Enginin Erkiner in sayfasında da durum Boklunun sidikliye mana bulduğu bu kavga ortamında kim karşısındakilere laf çakıyorsa sayfasında yer alabilip yayınlanabiliyor ve dünya sadece bu iki linin üzerinden dönüyormuş gibi anlatılıyor dünyada sınıf çelişkisini bitirip tek çelişki bu ikilinin arasında sürmektedir. Bana göre artık teşhir olması gerekenler yeteri kadar oldu öyle ki bizim dışımızda olan insanlar bile artık  “Acil “ deyince bırak ya deyip birbirlerini küfür kâfir konuşmalarıyla teşhir edenleri vasıflarıyla sayıyorlar tabi ki ardından sizleri tenzih ediyorum demekten de çekinmiyorlar yani herkes her şeyi artık iyice biliyor ayrıt edebiliyor bu anlamda İrfan dayıoğlu kendi blok sayfasını kurup ( mimoza lar) dışında artık okunur bir blok yaratıp orda olması zamanı gelmiştir diye düşünüyorum Kendisine mücadelesine ve yazmış olduğu ve de herkese örnek olmasını bundan böylede Türkiye devrimci mücadeleye ışık tutacak ve tüm  parçalanmışlığın birleşmesi adına yazılarının devamını bekliyoruz.

19 Nisan 2012 Perşembe

Merhaba

Bloğumda oluşan teknik bir arızadan ötürü yazılarıma bir süre ara vermek zorunda kalmıştım


okuyucu dostlarıma duyrulur

HÜSEYİN ERİŞ