28 Mayıs 2012 Pazartesi

BABAM VE DEV BONZAİ






DEV BONZAİ
(Bonzai, yaşayan ağaçlara duyulan saygıyı ve bu ağaçların yaşamasını konu alan bir sanattır.) 



Hani derler ya Dev bir çınardı benim babam : benim babam 1.52 boyunda  45 kg dı  Hayatı boyunca Beş erkek çocuğu iki kız çocuğu sahibi olan Dini bütün Allahına  günde beş vakit namaz kılan  Müslümanlıksa allahına kadar imansa yürek dolusuydu. Ama dünya fakiri bir adamdı.

Bu küçük dev adam Yunanistan dan (1926) mübadele döneminde 6.yaşındayken Selanik, Mayadağı,  Gevgeli den yola çıkmış bir zamanların köleleri gibi teknelere doldurulup nereye gidecekleri meçhul bir şekilde  yollarda  kardeşlerini kaybederek veya deniz boyunca hastalıklardan kırılarak  Türkiye ye getirilmiştir.

Trakya da Tekirdağ Şarköy ilçesinin Hoşköyüne bırakılmış  iki dönüm boş  dağ arazisi verilerek yerleştirilmiştir.

 Çocukluk ve gençlik dönemlerini kiremit hane ocaklarında amele olarak ve daha önce yerleşik köylü olan bağ bahçe sahiplerine ırgatlık yaparak evine katkı sunan babam Annemiz  KIYMET ile de bu vesileyle tanışmışlar.

Babam çok saygılı dürüst herkes tarafından çok sevilen biridir ve özellikle sesi son derece güzeldi  O dönemler dedeme ırgat olduğu dönemde söylediği şarkılarıyla annemin kalbini çalışı  neticesinde tanışmışlar.

Annemin babası  köyün sayılı zenginiymiş  ama baba tarafımın bir o kadar çok fakirmiş  Annemin babası babamların fakir oluşundan dolayı  evliliklerine fazlasıyla karşı çıkmaş  bunu bilen annem  babama  kaçmak suretiyle evlilikleri gerçekleşmiş.
Bu durum babamın  hayatına yeni bir boyut getirmiştir .

Anne tarafım babamları reddedip görüşmemeleri babamların hem çok fakir hem çok kalabalık olmaları ve annemin yaşının da çok küçük (1920 doğumlu babam 1926 doğumlu annem) yani evlendiğinde 14 yaşında olan annem babamın 5 kardeşine yengelikten çok annelik etmek dahil her türlü yükümlülüğü üzerine almak suretiyle hayatlarını birleştirmişler.
Annem o yılları şoyle anlatırdı:
Evliliklerinin hemen akabinde 2.paylaşım savaşı patlak vermiş ve dolaysı ile babam ve büyük amcam savaş nedeniyle askere alınmışlar. Babam beş yıl askerlik yapmış  2.paylaşım savaşı  dönemi Türkiye nin içerisinden geçtiği en zor günler olduğunu her daim anlatan annem o zamanlan un bulmak mümkün değildi mısır eker  mısırları öğütür  ekmek yapardık Dedem çok yaşlı, amcaların çocuk. İş yok aş yok, mal yok tuz alamazdık tuz ihtiyacımızı deniz suyunu ocakta buharlaştırıp sağlıyor Babaannem kırlara çıkar getirdiği her ottan yemek yapmanın yollarını arar bulurduk diyordu.

 En büyük ablamız babamız askerdeyken doğmuş ona süt lazım her otu yedim ki bebeğime  süt olsun diye anlatırdı  .Annemin babası annem kaçmak suretiyle evlendiği için affetmediğinden bir gram gıda yardımı yapmamış sefaletlerine  seyirci kalmış.

Babam askerden dönmüş  İşte babamın esas hayatı buradan sonra başlamıştır.
 Babamı askerlik dönüşü büyük yükümlülükler  bekliyordu bakılacak Yaşlı Baba ve anne, Beş küçük kardeş, eşi ve giderken göremediği ama geldiğinde Beş yaşına gelmiş bir kız çocuğu nun yaşamı bekliyordu babamı bunca  aile nüfusuna ırgatlıkla bakmak mümkün değildi .Araçların işlemediği o dönemlerde bağ bahçeden toplanan iğde ve zeytinleri Eşeğe yükleyip  50 km olan Tekirdağ a yürüyerek gidip  buğday veya giyecekleri takas yaparak değişip aynı yoları tekrar dönerek evinin ihtiyacını karşılamaya çalışmıştır. Köy yerleri malum bol çocuklu oluyor amaç bağda bahçede ırgata para vermeden kendi ev halkıyla çalışmak amaçlıydı bizim malımız da yoktu ama babamda modaya uymuş 7 çocuk sahibi olmuştu.
           
Babamın  mayasında Avrupalılık vardı babam çocuklarını ırgat yapmak için değil okutup kendi ayaklarının üzerin de durabilecek eğitimli  evlatlar  olmalarını istiyor ve  bizleri okumamız için teşvik ediyordu Büyük ablam Nermin de annem gibi kaçmak suretiyle evlenmişti ama babam  büyük babamız gibi  Nermin ablama gönül koymamış modern bir insan gibi ablamı bağrına basmış onun bu  gidişini affetmişti.


Ardından gelen  Gülşen ablamı  okutmak istemiş ama köy büyükleri kız çocuğu okur mu diye laflar edilince büyüklerine saygısızlık olmaması için ablamı orta ve yüksek okula  gönderememiş .

Arada bir abimiz (İdriz) vardı ki köylülük kurbanı olmuştur 4 yaşında idi babam bağa giderken eşeğin üzerine bindirmiş bir yılan  hayvanın önünden geçerken eşek sırtından atmış abimizi yere düşen abimizin bağırsakları dolanmış köyde sağlıkçı yok  geçer geçer diyerek  bekletilmiş ama bir zaman sonra ağrılar sızılar ve ardından abimizin ölümü gerçekleşmiş.

Ablamlar da istediği okumuşluğu yakalayamayan babam Ardından gelen Yüksel abim ize ümidini bağlamış onun okuyabilmesi için Bozcaada  gemlik vs gibi üzüm işiyle uğraşan illerimize gitmiş oralarda üzüm sandığı ustalığı yaparak hem evin geçimini hem abimiz Yüksel in okumasına katkı sağlamıştı . Yüksel çok iyi ve düşünceli bir kişilikti hem babamın fukaralığını biliyor hem kendisi (okuması) için babamın gayretlerini görüyor ona göre de sorumluluğunu yerine getiriyordu  kilo metrelerce yolu yürüyerek okuluna  hiç firesiz kar  kış sel e aldırmadan gider gelir, masraf olmasın diye  iki dilim köy ekmeği ve bir şişe ayran ile  öğün geçirerek babamın umutlarına sevinç katıyordu. Yükselin ardından ben geliyorum.


Abim orta okulu bitirip Edirne ilk öğretmen lisesini kazanınca evimizde neşe ve şenlik vardı  çok fakirdik ama çok umutlu ve onurluyduk köyümüzden bir öğretmen adayı ve evimizden öğretmen çıkacak babamın dilekleri yerin gelecekti. Bende ilk okulu bitirmiştim babam benimde okumamı istiyordu bende çok zekiydim ama  ben engelliydim abim gibi karda buzda dereleri selleri aşarak nahiyemize okumaya gidebilecek güçte değildim  çok diretsem o küçük dev adam yani babam biliyorum ki benim okumam içinde bir formül bulacak belki o kadar yolu beni sırtında götürüp getirmek suretiyle okutacaktı  abim gibi bende babamızın ne şartlarda ailemizi beslediğini biliyordum ve daha fazla okuma işinde direnmedim. O sıralarda Gülşen ablam bir vesile ile İstanbul da buzdolabı imalat ustası olan eniştemiz Veysel in komşumuza misafir gelmesi ile tanışmış işlerde oluruna varmış evlilikleri hasıl olmuştu bu durum benim için bir kader bir vesile olmuştu bende şansımı okumak yerine meslek edinmek hususunda kullanmaya karar verdim, aileme söyledim herkes uygun buldu ve ablamın gelin arabası İstanbul a gelirken beni ablamın yanında enişteme eşantiyon verdiler.
 Burada amaç babamı anlatmak olduğundan Benim küçük iken yaşadıklarımı, hastalıklarımı ve ailemin benim için harcadıkları maddi manevi meseleleri es geçiyorum.

Ben İstanbula geldim  iş olarak Konfeksiyon alanını seçtim engelli olmama rağmen bir iş ile uğraşmak beni hiç tatmin etmiyordu Konfeksiyoncuydum, JUDO sporcusuydum, Taekwondo sporuyla uğraşır milli hakemlik ve antrenörlük yapıyordum,  Sendikacılıktan kaynaklanan siyasi bir yapım vardı Sendika genel başkanlığı yapıyordum.

Benden sonraki kardeşim Faruk orta okulu köyde bitirmiş lise aşamasında onun küçüğü son kardeşimiz  Mesut ilk okulu bitirmişlerdi artık onların da bir şekilde köyden  çıkmaları gerekiyordu Yüksel abim kardeşlerimin okumasını  ama İstanbul da okumasını istiyordu evi kapatın İstanbula  gidin Hüseyin ide yanınıza alın birlikte olun  demişti.
 Edirne ilk öğretmen okulunu bitiren abim Ankara Gazi eğitimi kazanmış ailemiz üzerinde sözü kanundu ama herkesin ona olan hayranlığı ve saygısından geliyordu bu sözünün kanun oluşu.

Babam  abimin sözünü ikilemedi İstanbul a geldiler Feriköy de ev kiralandı Babam bir fırında işe başlamış kardeşlerim okullara kaydoldu Kardeşim Faruk Kabataş akşam ticareti bitirip iş hayatına atıldı muhasebeci oldu Kardeşim Mesut Şişli motor meslek lisesini bitirdi O sırada olaylar bir birini kovaladı babamın tüm arzu ve istekleri yerine gelmiş mutlu etmiştik ama ardından yaprak dökümü başlamıştı.


Abim gazi eğitim deyken tercih ettiği siyasi yapıyla tanışmış Türkiye halk kurtuluş partisi cephesi kurucusu olmuş Türkiye devriminin acil sorunları kitabını(TDAS) yazarak Türkiye gençliğine bir eser olarak bırakmış  Acilciler hareketinin lideri olarak Trabzon da bir eylem hazırlığı sırasında devrim şehidi olmuştur.
 Ben Kenan Evrenin  1980 Darbesinden nasibini almış Sendika genel başkanı olarak içeriye alındım,Kardeşim Faruk askere alınmış Küçük kardeşimiz okulda okulunu bitirmeye çalışıyordu , çalışıyordu diyorum zira ailemiz yine kıt kanaat geçinmeye  ve ailemizi bir arada tutmaya gayret ediyordu babamız .


Zaman akıp gidiyordu Benim davamda suç unsuru olmadığı için 2.5  yıl sonra ilk mahkememde beraat ettim Kardeşim  askerden gelmiş küçük kardeşim okulunu bitirmiş ama üst okul üniversiteye gidememişti aileye katkı gerektiği için Tekrar herkes işlere başlayınca biraz toparlanmıştık.

Önce Faruk sonra ben  daha sonrada Mesut u evlendirmiştik İstanbul da mülk sahibi olamadık ama  ailemizi bir arda tutmayı  babamız sayesinde başarmıştık.
 Babamız çok yorulmuştu bu küçük dev adam hayatta istediği istemediği her şeyi sayemizde yaşamış ,tatmıştı . Yukarıda belirtmiştim babam dini bütün kuranı İslam ı çok iyi bilen ve vecibelerini yerine getiren bir  insandı.

Babamın anlayışında saygısızlık olgusu.
Kişiye terbiyesizlik, büyüklerine hürmetsizlik,ve  komşularınla  kötü ilişkilerdi
 bunların dışında asla kişinin kendi tercihini  sorgulamaz, yargılamaz kimseyi kimseden üstün görmez ve asla renk, dil, din ayrılığını yapmaz ,yadırgamaz ve empoze etmezdi.

Babam köyün  imamıydı ama bizlerin içkisine karışmazdı  sadece aşırı olmaması için uyarır, dışarıda içeceğinizde  evinizde içmeniz   daha uygundur derdi. Büyük yanında sigara içmeyi saygısızlık olarak algılamaz ama sigaranın zararları nı  söyler  uyarır yinede  tercihi bizlere bırakırdı.

Din konusunda asla ısrarcı olmaz tercihlerimize müdahale etmez ama tüm bilgileri bir şekilde bizlere anlatırdı. Dinde kıyafeti  şalvarlı, takkeli, sakalı olarak değil çağdaş giyimi tercih ederdi.

Yani benim babam belki ulu boş bir çınar değildi ama davranışlarıyla, düşüncesiyle, hayatıyla, kişiliği ve etrafına  verdiği  pozitif duruşuyla çok  kaliteli bir bonzai  idi. 
Bizlerin çok renkli oluşumuz babamızın  bizim tercihlerimize göstermiş olduğu saygı ve hoşgörüsünde yatıyordu sanıyorum.

IŞIKLAR İÇİNDE UYU SEVGİLİ BABACIĞIM
YILDIZLAR IŞIĞIN OLSUN

14 Mayıs 2012 Pazartesi





AYNILAR AYNİ YERDE  
AYRILAR AYRI YERDE


Bir önceki yazımda Ahde vefa diye yazımı kaleme almıştım yazımda anlattığım konu daha önceleri ağabeyim sayesinde tanıdığım ve kendilerini siyasi büyüklerim olarak kabul ettiğim kişilere ağabey diye hitap etmem deki ifademin açıklamasıydı. Bu benim aldığım aile terbiyemin bir ifadesiydi. Ayrıca beni tanıyanlarda bilirler ben  Doğu sporlarıyla 30 yıl ilgilendim  Tae kwon do sporu ile Milli hakem ve antrenör olarak ilgilendim. Bu sporun özelliği de hem kendinden yaşça büyüklere hem de spora senden bir gün önce başlayana dahi saygıda kusur etmemek felsefesi idi.İşte ben bu anlayışla büyüdüm  eğer hataysa maalesef ben bu hatayı yapmaya devam edeceğim. Ama hata olmadığını  herkes gibi bende biliyorum burada hata varsa  hata ağabeyim dediğim kişilere ağabey demek değil onların bunları  hak etmediği çapı bu kişilere büyük gelmesi dir. Derler ya  kimseye hak etmediğinden fazlasını vermeyeceksin kapasitesini aşar  kendini bir b…. Sanır dev aynasında görür işte bizim ahd-e vefada böyle oldu.
 Hani biz insanı kullanır böyle atarız diyenler in maşası olan Cahit çelikte benim Engine  ERKİNER e ,Mihraç  URAL a ve kendisine Ağabey dememi tii ye almaya kalkmış  Engin de bunu bir yazısında başka türlü uyarlayarak
 madem sen Mihraç a Arap halkının acilci sin diyorsun,  Bana da dönek  (Acil den TKEP e  tkep ten Acile) diyor  Cahit e de yalaka borazancı başı diyorsun ?
Neden Mehmet Ağar ın  adamı  Mehmet Yavuz a ve Hasan Balcıoğluna bir şey demiyorsun demek istiyor.
            Önce şunu söylemek istiyorum. Ben Mehmet  Yavuz u hayatımda  hiç tanımadım   yazışmam dahi  olmadı bu anlamda kendisin e bir söz söyleme hakkı bulamıyorum ne yapıyor ne düşünüyorsa onu bağlıyor.
 Hasan Balcıoğluna gelince  Mihraç ta dolaylı yoldan uyarı mahiyetinde Engin in ağzı Cahit te direk olarak sorup beni ikaz veya tehdit ediyor. Senin bizlere küfür eden kişiyle ne bağın olur nasıl yan yana durursun diye
. Hatta  yalnız  onlarda  değil benimde birlikte olduğum arkadaşlarda Hasanla çatışanlar aynı çamuru sanada sıçratırlar mümkünse Hasandan uzak dur diyorlar. Ben herkese söylüyorum kimin kiminle konuşup dargın olduğu beni bağlamıyor  Önce ağabeyim Türkiye Halk  Kurtuluş partisi Cephesi Acilciler hareketin lideri Türkiye devriminin Acil Sorunları nın yazarlarından Yüksel ERİŞ e  ve bana  dokunmayan bizleri karalamayan zarar vermeyen hiç kimseyle kavgam  dargınlığım olmaz  benim dostlarımdan böyle düşünenler varsa da konu  o kişiyi bağlar ne zaman bize zarar verecek kelimeler sarf ederlerse ,yok sayarlarsa, karalar ve Unutulması için gayret sarf ederlerse işte o zaman benim dostluğum biter  Cahit Çelik te  olduğu gibi siler atarım .
Maalesef ben hasan arkadaştan  Yüksel ERİŞ  için bir kötü, çirkin ve yıpratıcı kelime duymadım.
Aksine Yüksel Eriş isminin layık olduğu şekilde anılması  Unutturulmaması için göstermiş olduğu gayreti görüyor bu anlamda Hasan Balcıoğlu na kardeşçe sarılıyorum .
Yazımın Başlığı “Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde demiştik. Mihraç Uralın tüm yazılarını dikkatle izliyorum Türk solu gibi ne zaman davranacak, konuşacak ve Hatay ın dışına ne zaman çıkacak diye bekler dururum sadece Mihraç mı  havarisi de ayni hiç fark yok tüm paylaşımlar Suriye ve arap kardeşliği üzerine sürüp gidiyor . Aynı şekilde Engin Erkin er  ve İbrahim yalçın ı da dikkatle okuyorum Kara miza, inkar ,küfür, karalama ,birilerini birilerine yandaş yapma ,borazancı yapma  kendi dedikleri gibi kullanıp kullanıp (mit sistemi) biz seni kullandık kullandık attık  yada bizden değilsen hain sin demeye devam ediyor, 
Ama haklılarda Acil hareketi bitmiştir (doğrudur böyle bir hareket kayıtlarda yok artık) deyip TKEP e geçişler sonra Suriye de çok para var onları neden onlar yiyor neden biz değil deyip tekrar Suriye de ki  acilci değil biziz Acilci demeler .
 Diğer tarafta Bizim bir araya gelip toplanan100-120 kişilik  arkadaş gurubumuz Evet Acil hareketi artık yoktur ama geçmişte biz bu Harekete yüreğiyle inancıyla liderlerine olan güveniyle kanını veren  canını veren  bedeller ödeyenler Yani Acil hareketinin varlığını tarihe not düşmek üzere bir araya gelenleriz. Lider olmak ben kurdum ben yaptım demekle olmaz lider olmak veya siyasi kardeş olmak bir birine iyi günde de kötü günde de sahip çıkmakla olur  biz örgüt  değiliz  ama kardeşiz ve Acil hareketi bitti diyerek  zorda  kalan kenarda köşede unutulmuş kardeşlerimizi bularak onlara  varsa maddi yoksa manevi olarak sahip çıkmak adına bir araya geliyoruz bizler İlkerlerin Yüksellerin ve ömürlerin kardeşiyiz  Yüksel İlker in kaybına  Ömür Yükselin kaybına tahammül edememiş örgüt kararına uymuş mücadelesini sürdürmüştür .
Sıra tahammül gösterenlere gelince  saf değiştirip sırra kadem basmıştır. Acil hareketi son bulmuş ama Bilmeyenler  duysun bizler kan kardeşten yakınız  ve geçmişte bu hareketin her neferi  olan her kardeşimiz yoldaşımız ben liderim diyenlerden daha çok hizmet etmiş bedel ödemiş uzuvlarını kaybetmiş ama asla önderlerini unutmamış.tır  Geçmişinden bir zerre kadar pişmanlık duymamıştır.
 Çünkü bilmiş ki Unutmak ve unutulmasını istemek HAİNLİKTİR ve
 Bilinmelidir ki AHDE VEFA  kişilere değil Tarihe sahip çıkmaktır. 

Yüksel ERİŞ








Seni Unutmak Unutturmak İHANETTİR
Unutmadık  Unutturmayacağız

24 Nisan 2012 Salı

Ahd-ı Vefa

·                                 3 Şubat 2012 Tarihinde İrfan Dayıoğlu’ nun 40 yıllık devrimci yaşamımın muhasebesi başlıklı  yazı dizisini okuduktan sonra kendisine bu yazıyı göndermiştim.
o                                                        Değerli hocam sevgili ağabeyim 40 yılımın hesabı başlıklı yazını çok beğendim işte şu ana kadar istediğimiz beklediğimiz yazı buydu tepede olduklarını sananlar seninde dediğin gibi hiçte ak kaşık olmadıkları ortadadır bunları söylediğimizde ille de birinin yanında olmakla suçlandık. Ben ve ailem asla kimsenin yanında değiliz bizler 22 Ocakta yükselin mezarı başında toplananlar bu dava uğruna kelle koltukta inancı uğruna mücadelesini sürdürmüş bunun neticesinde hapishanelerde zindanlarda bedellerini ödemiş ama ununu eleyip eleğini asmış kişiler bir inancı bir düşünceyi ve ideali tüm güzellikleriyle yaşadığı bilinciyle Şimdi bir sıla özlemi ve devam eden bu dostluklarin devamı anlayışıyla ömrümüz yetiğince bir araya gelip acısıyla tatlısıyla o güzel yıllarımızı yâd etmeye devam edeceğiz işte tamda bu noktada yapılması gereken ve senin yaptığını yaparak tarihe temiz anılar bırakarak gerektiğinde öz eleştiri gereğinde hesap vererek gelecek neslin yoluna ışık tutma görevimizi yerine getireceğiz Bu anlamda seni kutluyor büyüklüğünden dolayı önünde saygıyla eğiliyorum. Özellikle ben sendikacılığımın dışında örgütün hiçbir yerinde olmadım kimseyi tanımadım bir kez İbrahimi bir kerede engini tesadüfen tanıdım herkesin verdiği mücadeleye saygı duyuyorum. Beni ağabeyim kadar sevdiğim kişi kadar kimse yaralamadı Cahit ÇELİK beni Mihraç Ural in adamı yaptı. Suriye devriminin acil sorunlarıyla uğraşan Biz Türkiyeli Araplar bundan böyle size edeceklerimizi siz düşünün diye Türk halkına ve devrimcilerine tehdit savuran kişiyle benim asla işim olmadı olamaz ama insanlıkta maalesef ölmedi. Hatay gezimde saygı gördüm hürmet gördüm insanlık gördüm bunu da söylemekten asla geri durmam onur duyar anlatırım ben yüksel Eriş in kardeşiyim isterim ki bu kavgalar çirkinlikler son bulsun senin bu tarihle hesaplaşman diğerlerine ders olur onlarda tarihle yüzleşme cesaretini kendilerinde bulurlar
o                                                        Saygılar sevgilerimle
Sanıyorum bugünkü yazısı bu serinin sonuydu İrfan dayıoğlu kendisinin de dediği gibi kendi başına yaptıkları bir örgütün yapabileceklerinden daha fazla şeylerdi yani bu denli meziyetli ve inançlı insan bile birilerine birilerine omuz dayamak zorunda kalmış olmalıki kendi başına yapmış olduğu mücadelesini anlatabileceği bir blog veya sayfa açmak yerine başkalarının bloğunda kendini anlatmak ihtiyacı duymuş.  Kınamıyorum ama yadırgıyorum. Nedeni ise birinin himayesinde yapmış olduğun herhangi bir şey neticesinde istediğiniz kadar tarafsız olduğunuzu söyleyin eninde sonunda o kişiye teşekkür mahiyetinde bir övgü döşenmiş olursunuz ve dayıoğlu da bu güzel yazı dizisinin son yazısında bu ahtı vefayı küçük bir övgüyle gerçekleştirip teşekkürünü borç bilmiş. 

Kalemi bu kadar güçlü kişilikler kendi işlerini kendileri görebilirler diye düşünüyor ve kimseye borçlu kalmamak adına kendi bloglarını kurmalarını öneririm. Mihraç Ural kendisi hakkında söylenen her görüntü ve yazıyı derhal sayfalarına taşıyıp bundan yarar sağlamayı görev bildiği gibi Enginin Erkiner in sayfasında da durum Boklunun sidikliye mana bulduğu bu kavga ortamında kim karşısındakilere laf çakıyorsa sayfasında yer alabilip yayınlanabiliyor ve dünya sadece bu iki linin üzerinden dönüyormuş gibi anlatılıyor dünyada sınıf çelişkisini bitirip tek çelişki bu ikilinin arasında sürmektedir. Bana göre artık teşhir olması gerekenler yeteri kadar oldu öyle ki bizim dışımızda olan insanlar bile artık  “Acil “ deyince bırak ya deyip birbirlerini küfür kâfir konuşmalarıyla teşhir edenleri vasıflarıyla sayıyorlar tabi ki ardından sizleri tenzih ediyorum demekten de çekinmiyorlar yani herkes her şeyi artık iyice biliyor ayrıt edebiliyor bu anlamda İrfan dayıoğlu kendi blok sayfasını kurup ( mimoza lar) dışında artık okunur bir blok yaratıp orda olması zamanı gelmiştir diye düşünüyorum Kendisine mücadelesine ve yazmış olduğu ve de herkese örnek olmasını bundan böylede Türkiye devrimci mücadeleye ışık tutacak ve tüm  parçalanmışlığın birleşmesi adına yazılarının devamını bekliyoruz.

19 Nisan 2012 Perşembe

Merhaba

Bloğumda oluşan teknik bir arızadan ötürü yazılarıma bir süre ara vermek zorunda kalmıştım


okuyucu dostlarıma duyrulur

HÜSEYİN ERİŞ

16 Şubat 2012 Perşembe


             İĞRENÇLİĞİN GELDİĞİ EN SON NOKTA


İğrençliğin geldiği son nokta bu olsa gerek bir insan bu kadar çirkin bu kadar kötü nasıl olabilir diye merek ederdim demek ki var olmak adına kendinden söz ettirebilmek adına Olabilir imiş.

Dostlar emin olun tüylerim ürperiyor .
Cahit Çelik in ailesiyle 1974  ler den buyana tanıyorum  tanışıyorum. Geçmiş yazılarımda da belirttiğim gibi Bacısı Ayşe ile Cahit le tanışmadan önce tanışmıştım onunla tanışmam  Ağabeyim sayesinde  Sonra Cahit  sonra  Kardeşi ali derken  evine gider oldum
Cahit in Babası ve annesi tipik köy insanlarıydı . Ayşe dünya ahiret bacımdı hep öyle olacak kendine  saygı ve sevgi duyuyorum Cahit Dünyada en çok sevdiğim  insan olan Ağabeyim Yüksel Eriş in yerine koyduğum  her kelimesi benim için emir olan ağabeyim olmuştu. Gönlümde Cahit Çelik i Ağabeyim  Yüksel Eriş in yerine koymuştum
Annesi annemiz sevimli insancıl tertemiz yüzlü bir kadındı, anaçtı Ayşe bacımı tenzih  ediyorum  derler ya iyiler ölür kötüler kalır diye evet bu güzel insanlar bir bir öldü hem de Cahit in pısırıklığı beceriksizliği yüzünden ona hizmet etmek adına  kardeşleri bekar kalmak ona kölelik yapmak adına. Hayat bu Cahit yaşıyor o güzel  insanları  artık yok  .
Cahit in  in annesi çok güzel Haşhaşlı börek yapardı hiç üşenmeden Feriköy den gider o börekten isterdim  ikiletmeden yapardı rahmetlim   inanın şuan çok duygulandım hatırası şuan gözümün önüne geldi nur içinde yatsın ona  laf edecek küfür edecek  şerefsizi kendi ellerimle boğarım değil laf söyletmek ama insanın onurlu çocuğu olmalı ki annesini koruya bilsin oysa Cahit ne yapıyor.

Hasso ile aynı çuvala girdin. Anama avradıma bacıma düz gittin.   diyor

Cahit in çok istemesine rağmen bile ben bu güzel insanlara  Benim bu denli saygı duyduğum bir anneye bacıya kendi annesi bacısı olmasına rağmen küfür etmeyeceğimi cümle alem tahmin edebilir, ama Cahit  böyle istiyor  etmeyeceğim Cahit çok istemene rağmen etmem ellerinden ekmek yedim etmem  zorlama.

Cahit Çelik şöyle diyor.
Masal yazarinin anasi haram lokma yemez, okuma yazma yalan dolan fitne fesat bilmez, hiç kimsenin acısina sevinmez, her gün beş vakit namaz kılar,Allah'tan hak hukuk adalet ister idi.Kadir Gecesi'nde kuş gibi uçtu gitti. Yedi yıl oldi.diyor ama ardından
Sovmek siğmek serbest!.. diyor

Neden? Bukadar çok  istıyor ? derdi belli birileri bir kelime etsin ona çamur atayım ona olmayacak pisliği bulaştırayım ki benim (Cahit in.) adım bilinsin duyulsun reklamın kötüsü iyisi olmaz  diye düşünüyor annesine küfür edilmesi için ısrar ediyor. Annesini (o güzel insanı) bu konuda  kullanırken başkalarının annelerine bacılarına ve eşlerine de Miro masalında dümdüz gidiyor . Bunu ironi  ile yapıyor . Aslında ben küfür etmiyorum masal küfür ediyor diyor…

İşte iğrençliğin son noktası

sana Ağbi dediğim güne lanet olsun  Cahiiiiiitttttt  lanet olsun.

Son yazımdan sonra bir alıntı yapmış.

Gırtlağından bağlanmış muhabarat aslanı Hüsso yoldaş, "Cahit beni kendine rakip görüp her yazısında bana da mutlaka bulaşıyor!.." demiş.        Diyor

evet dedim Cahit bey ben sizlerle muhatap olmak kayıkçı kavgasının bir tarafı olmak için  yazmıyorum  Ben Yüksel erişin kardeşi olarak onu Doğru yazmaya çalışıyorum Ben kirlenmişler deryasında ağabeyim Yüksel Eriş in anısını koruyorum tarihine Öğrettiklerine  mirasına  sahip çıkıyorum daha kaç kez tekrarlayayım bunu anlamak işine mi gelmiyor tartışırsanız seviyeli tartışın  anayı bacıyı katmayın bu acizliktir diyorum böyle tartışan yazışanlara merhaba demeyeceğim çünkü Yüksel böyle konuşmaz böyle konuşanlarla muhatap olmaz  bende olmayacağım diyorum  bumudur gücüne giden.

Hasanı sen tanıştırdın çok sevdiğin di hani şimdi ben arkadaşım diyorum diye beni muhaberat aslanı ilan ediyorsun .,
Muhaberat aslanı olanın da Muhaberat aslanı diyenlerinde taaaaa  olmayan ciğerini…….. tamamı.
Şerefsizlik insanın kanındadır kızmıyorum daha da değişmek mümkün değil zaten genlere yerleşmiştir o atılmaz.

İnsanlar bir kahvenin hatırını bilirse  insan dır
Engin Erkiner  evimize gelmiş suyumuzu içmiş bir kişidir. Biz onu ve tüm yazılarını takdir etmek suretiyle  bilimsel yazdığı için okur bilgisine hayran olurduk O zamanlar onu o özelliği ile tanıyorduk.

Ama şuan son yazısı olan bu yazıdan anlıyorum ki  Engin hoca  artık dengesini kaybetmiş bir şey lere teslim olmuş normal düşünemiyor  veya bazı şeyleri cevaplandıramadığı için  olsa gerek

Engin Erkiner tarafından yazıldı
Çarşamba, 15 Şubat 2012 08:53
Miro masalının yeni bölümlerini
adresinde okuyabilirsiniz.
Burada yeni bir kavramla karşılaşıyoruz: matruşma muhabarat
Mihrac Ural tıpkı Matruşka gibi...
Sürekli yeni ve daha küçük elemanlar (Matruşkalar) vererek çoğalıyor...
Ama sonuç yok, yapamıyor, gidemiyor...
Çaresiz dertlere düştüm
Doktor bana bir çare...

Burada Cahit in yardımına  ihtiyaç duyuyor yardım dileniyor gibi  anlıyorum ve çok yazık eğer Cahit in bunca küfür kafir ve terbiyesizliğine  rağmen onu etrafında barındırıp yardım dileniyor ve oturttuğu  kucağından  indirmiyorsa  görüldüğü gibi kan kaybetmeye devam edecektir ve  hem kalitesini hem kişiliğini tartışılır hale geleceğinin resmidir. 

 Engin Hocam  ben hiç taraflı olmadım kimseden yana durmadım yukarıda da belirttiğim gibi bugüne kadar bana bulaştırılmaya çalışılan içine çekmeye uğraşılan muhaberat mı ne  poh sa sende biliyorsun ki yalnızca Bir acı kahve  içilen bir bardak suyun yüzü suyu hürmetine olmuştur şikayetçi miyim asla değilim Almanya ya gelsem sana da uğrar kahveni içerim benim için hiç birbirinizden büyük veya küçük değilsiniz sizlere zamanında ağabey dedim kardeşiniz gibi davrandıkça hürmetim devam edecektir yine diyorum ajan muhbir polis muhaberat olmanız beni bağlamıyor bana olmadığım şey bulaştırılmasın tek istediğim budur. Birkaç kulak çekmen gerekir yoksa gün gelir onlar senin kulağını koparırlar devlette olduğu gibi  herkes kendi belasını (Cahit misali ) kendi yaratır Atalar  doğru söyler dinlemek lazım
“Acıma yetime Döner koyar g…..” Bir kardeş tavsiyesidir


8 Şubat 2012 Çarşamba

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ





Ayni şeylerin tekrar yazılmasına karşı olduğumdan 22.ocak 1977  yılının yani Yüksel hocanın ölüm yıl dönümünün anma toplantısıyla ilgili yazılar özgür medyada yayınlandı  o yazıda  aslında  her şey yazılmıştır. Bu  anmayla ilgili  bir iki  kelimede ben edeyim. Önce şunu  söyleyeyim her defasında bana da dil uzatarak polemik içine çekmeye  çalışan kendinin  de dediği gibi masalcı olan bir  şahıs oradaki güzelliği bile kirletmeye  çamurlamaya kendine pay çıkarmaya çalışmıştır. Ama artık birlikte olduğu kişiler tarafından bile makaraya alındığını göremeyecek kadar görme özürlü olan Cahit Çelik  Eşber Yağmurdereli  ağabeyimize bile dil uzatıp körün eline karanfil vermişler gibi kelimeler  kullanıp  ne kadar  aciz olduğunu bir kez daha ortaya  koymuştur.
Evet  21.0cak 2012 tarihinde Avrupa dan ve Türkiye nin değişik yerlerinden gelen ve geçmiş tarihine saygı duyan ve bu tarih içerisinde örnek olmuş gerçek önderlerine saygılarını sunmak yad etmek için önce Feriköy Mezarlığında  Yüksel ERİŞ in kabrini sonra Kimsesizler  mezarlığında Nebil Rahuma nın kabrini ziyaret ederek  geçmişte Siyasi hareketleri adına yaptıkları her gün her saat her dakikalarıyla onur  duyduklarını yaptıkları her şeyin hesabını vermek suretiyle  "hapis yatmak dahil " tüm hesaplarını kapattıklarını  unların elenip duvara asılan eleklerinin düşünce olarak sapa sağlam durduğunu ve bu duyguların bunca  çirkeflik ve  pislik içerisinde Yüksel ERİŞ ler sayesinde tertemiz vede anmaya  değer duygular olduklarını  birliktelikleriyle ortaya koymuşlardır. Mezarlık dönüşü bu arkadaş gurubunu temsilen Görme engelli olmasına rağmen  beş kat çıkarak

Yüksel ERİŞ adına Annesine babasına Taziye ziyaretine Eşber Yağmur dereli, Ayşe Meral, Eriş Çeliker ve Mürüvvet Çiller katılmışlardır.
 Daha sonra çok uzaklardan katılan dostlar sohbet edebilmek adına Mimar ve Mühendisler  lokalinde geçmişi yad edip sohbet etmiş Herkes geldiği yere dönmeden önce birlikte yemek yenilmiştir .
Korkaklar çirkefler  bu cesareti gösteremeyecek kadar kirlendiklerinden artık bu güzel  birliktelikte yer alamamaktadırlar . Aslında  köpekler gibi pişmanlar ama  bir kez  bulaştılar çamura bulundukları bataklık onları artık bırakmıyor.
`35 yıl önce 21 Ocak`ta Yüksel ile buluşmamız vardı` diyerek söze başlayan Eşber Yağmurdereli, `Yüksel hayatında belki ilk defa verdiği sözü tutamadı, buluşma yerine gelemedi. Sonradan öğrenecektik ki, Yüksel artık hiç gelemeyecekti. Ancak, bugün yüzlerce, binlerce genç Yüksel Eriş`in hayatını feda ettiği devrim yolundan yürümeye devam ediyorlar` dedi.

Yüksel Eriş`in hayatını kaybettiği patlamada yaralanan Yener Orkunoğlu söz alarak duygularını dile getirdi. Yener Orkunoğlu, `Devrimciliği, eleştirel ve analitik düşünmeyi Yüksel`den öğrendim. Onu tanıdığım, onunla yoldaşlık ettiğim için çok mutluyum.` diyerek, yoldaşına bir kez daha `elveda` demenin hüznüyle konuştu.

Cahit Çelik bu buluşmayı bile kendiyle özleştirerek Kör adamın eline  karanfil vermişler utanmadan yollara dökmüşler gibi kendine yakışır tarzda yorumlamıştır
Cahit bir zaman lar birlikte hapis yatıkları “ Engin Erkiner , İbrahim Yalçın , Haydar Yılmaz “a  ne kadar pislik ve tutarsız olduklarını gördüğüm ve yüzlerine de söylediğim  Sizlerle tuvalete bile gitmem dedim diyordu ama şimdi bakıyoruz  kendine ters gelene Haso hiso memo  diyor tuvalete bile gitmem dediği mama kaynaklarına da  ibo cuk Engincik diyerek oturduğu yeri kaybetmemek için masal dediği temcit pilavı gibi tekrarladığı kes kopyala tekniği ile uydurma masala devam ediyor. Hatta onlar  (cuk cikler) yazılarına ara verince kendi de yazı tatiline  çıkı veriyor bu uyuma hayran olmamak elde değil.
Engellilere saygısı olmayan onlara  kör  cüce bücür diyerek rencide ettiğini sanan , cinsiyet ayrımcılığını sonuna kadar  ortaya koyarak  ibneler dönmeler vs diyerek konuşan. Kadının Yaşam tarzına  saygısızlığını  kadınlarımızın tamamını  potonsiyel  orospular gibi görerek(anasının ve bacısının da kadın olduğunu  unutarak) kaltaklar kancıklar vs diyerek  kendini yücelttiğini sanarak onları  kötülemektedir .
Bir insanın  ailesinden bir güzel kelime öğrenemediğinin göstergesi olarak birtek güzel kelime kullanamadan sürekli  belden aşağı konuşan ki (çok normal G.O.P okulunda deli divane gibi bir bayan öğretmenin ardından koşmasına rağmen pısırıklığından dolayı  reddedilen evlenmeyi bile beceremediğinden içinde siğme soğma uhde olarak kalan bu  zavallı adamın konuşmalarının da  bu  olması normal karşılanmalıdır.
Bir eski dost cahite bir şans tanı aslında seni kaybettiği için böyle davranıyor dedi ama görüyorum ki Hüseyin dik durmasını biliyor diyen kendine ters geldiğimde de beni Mihraç Ural a endeksleme gayertine giriyor yani Cahit beni kendine rakip görüp her yazısında bana da mutlaka bulaşıyor.
İşte tam burada Yazımın başlığı  geliyor gündeme

 AYİNESİ  İŞTİR KİŞİNİN LAFA  BAKILMAZ 

tüm yazılarında  Cahit  şuur altında kalanları  resimlere ve  yazılarına  döküyor  onu da böyle idare edeceğiz  zira  buda bir hak  kendi böyle düşünüyor tercih onun.

Kırk yılın hesabı başlıklı yazısıyla son günlerde  güzel bir ders anlamında çıkış yapan ve kendisine çok beğendiğimi belirttiğim bir dost sevgiden yoksun ağzı sadece  küfür kafir yapanlara ders niteliğinde yazısıyla herkesin yapması gereken yolu  göstermiştir 
İrfan DAYIOĞLU diyor ki

13 yıldır içinde yer aldığım örgütümden uzaklaşıyordum. Bu uzaklaşmanın altında ideolojik bakış farkı ikincil plandadır. Güven yitimi ön plandadır. Birbiri için ölümlere giden yoldaşlık ilişkileri gitmiş, meşhur şark kurnazlığı olarak adlandırılan yoldaşın yoldaşının koyusunu kazdığı ilişkiler egemen olmaya başlamıştı. Benim için düşmanın eline silah verecek bilgiler verilemezdi. Bugün de böyle düşünüyorum. Ancak bazılarının ipliği bugün pazara çıkmıştır.
Bildiğim bir şey var seviyesizliklerin seviyesine inmemek gerek ve tartışmada seviyesizlere de bir seviye kazandırma amacı olmalıdır. Onların istediği seviyede tartışmak bize zarar verir. Bu tarihsel hesaplaşmada kullandığımız dilin iyi tutturulması gerekiyor. Eski yoldaşlarımızın insan olmaktan kaynaklı zaaflarını kullanarak, bunun üstünde bir hesaplaşmaya gitmek etik değildir. Hepimizin hataları, eksikleri, zaafları olmuştur ve vardır da. Bu geriliklerimizi birbirimize karşı kullanmak ahlaki olmaz.
Kimse sütten çıkmış ak kaşık değildir. 
 Ben sadece inandığım gibi yazıyorum. Şu veya bu yoldaşı desteklemek için yazmıyorum. Yaptığım aslında kendimle hesaplaşmaktır. Sadece birilerinden hesap sormak için yazmıyor, kendimden de hesap soruyorum. Eğer birbiri için ölüme giden yoldaşlar topluluğundan, birbirini ajan, hain ilan eden bir topluluğa dönüşmüşsek bu sadece tek tek bireylerin suçu değildir. Diyor .
NOT: Her seferinde diyorum ben Örgütçü olmadım olamadım  O zamanlar tipi tanınmaya  çok musait , engelli olanları, pısırık ve korkakları  örgüte almazlardı  o anlamda ben benim merhaba dediğim kişilerin İtirtafçı, Polis , Muhaberat  Ajan örgütünü parayla satan veya bir fiske yemeden öttü denilen kişilerin ne olduğu ile ilgilenmem  ben Nasıl dil kullandıklarına geçmişine  ne kadar sahip çıktıklarına  ve de önceden dediğiyle şimdiki dediklerine uyuor mu yoksa çelişiyormu ya bakar ona göre arkadaşlık ederim.
Engin Erkiner in TKEP e geçmişliği  Mihraç Ural ın  Suriye devriminin acil sorunları savaşçısı olması da beni bağlamıyor  zira siyasi beklentim yok  Hasan Balcı  çok sevdiğim arkadaşım bu nedenledirki Cahit  tarafından Yoldaşımmış gibi lanse ediliyor.  Ama hasan dahi  Bu yazı çatışması içerisinde ayni dili ve tarzı  kulanırsa onu dahi bir kenara bırakır adını bir daha anmam.
Benim için Makbul olan Düşmanımın veya  rakibin bile yiğit olması edep  çerçevesinde olması ,İnsanların cinsiyet ,dil ,din.anayai bacıya ve yaşam  tarzına saygılı olarak  bilgi birikimi içerisinde  tartışması konuşmasıdır.
Hep derim yine diyorum  Ben Yüksel ERİŞ in kardeşiyim  yani  bir yerde  bir yazıda bir düşüncede ahlak yoksa biz o işin  içinde asla olamayız.